Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ile Libya’nın eski Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı’nı onayladı. Milletvekillerinin oy birliğiyle kabul ettiği metin, Türkiye ile Libya arasındaki deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin iş birliğinin hukuki ve siyasi boyutunu yeniden gündeme taşıdı.
Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlar gündemde
Türkiye ile Libya arasında imzalanan mutabakat, iki ülkenin Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasını ve karşılıklı hak ve çıkarlarının korunmasını amaçlıyor. Anlaşma, bölgedeki deniz sınırlarının belirlenmesi ve deniz kaynakları üzerindeki hakların düzenlenmesi bakımından önem taşıyor.
Türkiye, Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri doğrultusunda belirlenmesi gerektiğini savunuyor. Libya Temsilciler Meclisi’nin onay kararı da anlaşmanın bölgesel dengeler üzerindeki olası etkilerini yeniden gündeme getirdi.
Deniz sınırlarının belirlenmesinde hangi ilkeler öne çıkıyor?
Mutabakat kapsamında deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasında kıyıların coğrafi konumu, kıyı uzunlukları ve hakkaniyet ilkesi gibi unsurların dikkate alındığı belirtiliyor.
Anlaşmada, adaların deniz yetki alanları üzerindeki etkisinin otomatik olarak belirlenmemesi ve Türkiye’nin kıyısal projeksiyonunun kesilmemesi gibi ilkeler de öne çıkıyor. Deniz sınırlarının belirlenmesinde uluslararası hukuk kuralları ve ilgili yargı kararları önemli rol oynuyor.
Deniz yetki alanı nedir?
Deniz yetki alanları, kıyı devletlerinin denizlerde sahip olduğu egemenlik haklarını ve belirli faaliyetleri düzenleme yetkilerini ifade ediyor. Karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge, farklı hukuki statülere sahip deniz alanları arasında yer alıyor.
Karasularında devletin egemenliği esas alınırken, münhasır ekonomik bölgede balıkçılık ve enerji kaynaklarının araştırılması gibi faaliyetlere ilişkin haklar bulunuyor. Kıta sahanlığı ise deniz yatağı ve toprak altındaki doğal kaynaklara ilişkin hakları kapsıyor.
Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması; enerji kaynakları, deniz ticareti, balıkçılık ve ülkelerin stratejik çıkarları açısından önem taşıyor. Kıyıları karşı karşıya veya bitişik olan ülkeler arasındaki sınırlandırmalar, uluslararası hukuk çerçevesinde yapılan anlaşmalarla belirlenebiliyor.





